Bazı tarihler vardır; takvimde sıradan bir gün gibi geçip gitmez. Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, zaman sanki hep o kapkara günde, o acı anlarda donup kalır. Türkiye'nin hafızasında 2 Temmuz 1993, işte böyle hiç geçmeyen bir zamandır. Madımak Oteli'nden yükselen o duman, sadece Sivas'ın göğünü değil; bu topraklarda insana, sevgiye, türkülere ve bir arada yaşamaya dair ne varsa hepsini nefessiz bırakmıştır.
O gün Sivas'ta sadece bir otel ateşe verilmedi; bu ülkenin aydınlığı, şiirleri, geleceği ve belki de en acısı ortak vicdanı yakıldı. Metin Altıok'un derin şairliği, Behçet Aysan'ın şefkatli hekimliği, Asaf Koçak'ın çizgileri, Nesimi Çimen'in sazı ve semah dönen gencecik insanların düşleri o kara dumanların arasında bizden koparıldı. Aralarında 12 yaşındaki Koray Kaya'nın ve 15 yaşındaki Menekşe Kaya'nın da bulunduğu çocuklar ve gençler, hayatlarının en baharında yaşamdan koparıldı. Cehaletin ve nefretin körüklediği o yangın, geride yalnızca küller değil; nesiller boyunca taşınacak derin bir toplumsal yara bıraktı.
Ellerinde sazları, dillerinde türküler vardı. Şiirler okunuyor, sohbetler ediliyor; sanatın ve düşüncenin insanları bir araya getiren gücü yaşatılıyordu. Hiçbiri, birkaç saat sonra tarihin en acı sayfalarından birinin içinde yer alacağını bilmiyordu. Belki de en acısı buydu. Yaşamın olağan akışı içinde türküler söyleyen, sözün ve sanatın peşinden giden insanlar; kendilerini böylesine büyük bir nefretin ortasında bulacaklarından habersizdi.
Madımak'ta susturulmak istenen yalnızca insanlar değildi; sazın teline sinmiş ezgiler, şiirin dili, düşüncenin özgür sesi ve sanatın birleştirici gücü de susturulmak istendi.
Madımak, insanlık tarihine düşülmüş ağır bir utanç olarak hafızalardaki yerini koruyor. O güne bakarken canımızı en çok yakan şey ise yalnızca alevlerin sıcaklığı değildir. Asıl acı; o alevler yükselirken yaşanan çaresizlik, kurtarılmayı bekleyen insanların sesi ve sonrasında bir türlü tam anlamıyla sağlanamayan adalet duygusudur. Madımak'ın pencerelerinde sıkışıp kalan o çaresizliği düşündükçe, bugün bile insanın göğsüne ağır bir taş oturuyor.
Madımak'ta yaşananlar, ayrıştırmanın, ötekileştirmenin ve cehaletin beslendiği zeminde nefretin nasıl büyüyebileceğini ve insanlığı nasıl karanlığa sürükleyebileceğini gösteren; hafızalardan silinmeyen derin bir vicdan yarasıdır.
Yüreği yakan bu acıyla baş etmenin tek yolu ise unutmamaktır. Çünkü unutmak, karanlığın kazanmasına izin vermektir. Bizler; türkülerin yanmadığını, şiirlerin küle dönüşmediğini, düşüncenin susturulamayacağını savunarak o güzel insanların ışığını yaşatmak zorundayız.
2 Temmuz yalnızca bir anma günü değildir; vicdanın barbarlığa, nefrete ve cehalete karşı verdiği insanlık mücadelesinin simgesidir. Madımak'ta yitirdiğimiz tüm canları saygıyla, hiç dinmeyecek bir özlemle anıyorum.
Işıkları hiç sönmeyecek, türküleri hiç susmayacak.
1993 Temmuz... Sivas Madımak... Benim için: İnsanlık onurunun, "Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak" düsturuyla, "Cehennem Ateşini tatsınlar" nidalarıyla Allah'a "Şirk" koşan cehaletin , barbarlığının Yönetim beceksizligi ile tarihe kara leke olarak kazındığı gündür.😢😢😡
YanıtlaSilKatılıyorum
Sil