10 Ocak 2026 Cumartesi

 Bu ülkede hala ırkı, inancı, yaşam biçimini gerekçe göstererek konuşanlar var.

Ve asıl korkutucu olan, bu zihniyetin çocuklarımızın geleceği adına karar veren yerlerde söz sahibi olması.

Bu dil masum değil.

Bu dil; “bir kereden bir şey olmaz” diyerek suçu küçülten,

tecavüzü mağdurun kıyafetine bağlayan,

şiddeti gerekçelendiren bir dildir.

Aynı zihniyet, hayvana yönelen şiddeti de hafife alır.

Bir canın acısını önemsiz görür,

merhameti zayıflık sayar,

gücü olanın dilediğini yapabileceğini düşünür.

İnsana yapılanla hayvana yapılan arasındaki bağ tam da buradadır:

vicdanın sustuğu yerde şiddet sıradanlaşır.

Çocuklara yapılanı görmezden gelen,

kadınları susturan,

hayvanların canını yok sayan,

adaletsizliği normalleştiren bu zihniyet;

yalnızca konuşanların değil, susmayı seçenlerin de eseridir.

“Cumhuriyet ülkesinde yaşıyoruz” deriz,

ama din, ırk, açık–kapalı gibi ayrımlar üzerinden insanları karşı karşıya getiren söylemler hâlâ meşrulaştırılır.

Kürt, Türk, Sünni, Alevi diye bölünen bu dil;

toplumu parçalar, suçu görünmez kılar.

Ve evet, bunun sorumluluğu sadece kürsüde konuşanlarda değildir.

Bu dile sessiz kalan,

itiraz etmeyen,

“bana dokunmuyor” diyen herkesin payı vardır.

Ben bir anneyim.

Ben bir kadınım.

Ben susmak zorunda bırakılmış çocukların sesi,

şiddet görmüş kadınların ve susturulmuş hayvanların hatırlattığı gerçeğim.

Haksızlığa uğrayan her vatandaşın ortak yerinden konuşuyorum.

İnsanı, hayvanı, doğayı koruyamayan bir düzenin

bedelini hep birlikte ödüyoruz.

Ve şunu unutmamak gerekir:

Haksızlığa susanlar,

bir gün sıranın kendilerine gelmeyeceğini sanmasın.

Gülnur 🌹

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder