Günler Ne Zaman Kutsallaştı?
Bugün cuma.
Yine birçok kişi birbirine "Hayırlı Cumalar" mesajları gönderiyor. Her hafta olduğu gibi ben de kendime aynı soruyu soruyorum: Bir günü diğer günlerden ayıran şey gerçekten nedir? Bir günü "mübarek" yapan şey günün kendisi midir, yoksa insanların ona yüklediği anlam mı?
Bu soruyu düşünmeye başladığımda aklıma önce zaman geliyor.
Dünya yaratıldığında ya da ilk insanlar yeryüzünde yaşamaya başladığında "bugün pazartesi", "yarın cuma" diye adlandırılmış günler yoktu. Güneş doğuyor, batıyor; insanlar zamanı gece ve gündüzün döngüsüyle algılıyordu. Günlerin isimleri, insanlık tarihi içinde toplumların zamanı düzenleme ihtiyacından doğdu.
"Pazartesi neden pazartesi?" diye düşündüğümüzde aslında zamanın değil, isimlerin insanlar tarafından verildiğini fark ediyoruz.
Türkçede kullandığımız gün adlarının bile farklı kökenleri var. Pazartesi "pazar ertesi", cumartesi "cuma ertesi" anlamına geliyor. Salı Arapça "sâlis" kelimesinden, çarşamba Farsça "çehâr-şenbe" (dördüncü gün), perşembe ise "penç-şenbe" (beşinci gün) kelimelerinden dilimize geçmiş. Cuma ise Arapçada "toplanmak, bir araya gelmek" anlamına gelen "cum'a" kelimesinden geliyor. Pazar kelimesi ise eski dönemlerde kurulan pazar yerleri ve alışveriş günleriyle ilişkilendiriliyor.
Haftanın yedi gün olarak düzenlenmesi de insanlık tarihi boyunca değişmez bir gerçek değildi. Bu anlayışın kökeni büyük ölçüde eski uygarlıkların gökyüzü gözlemlerine dayanır. Antik Mezopotamya ve Babil uygarlıklarında gök cisimlerinin hareketleri izlenmiş, yedi sayısı zamanla özel bir anlam kazanmıştır. Daha sonra Yahudi geleneğinde yaratılışın altı günde gerçekleştiği ve yedinci günün dinlenme günü olduğu anlatısı, yedi günlük hafta anlayışının yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur. Bu anlayış zamanla Hristiyanlık ve İslam kültürlerinde de benimsenerek günümüze kadar ulaşmıştır.
Bugün farklı inançların farklı günlere özel anlamlar yüklediğini görüyoruz. Yahudiler için cumartesi, Hristiyanlar için pazar, Müslümanlar için ise cuma günü toplu ibadet ve bir araya gelme günü olarak kabul edilmektedir.
Bu durum bana şunu düşündürüyor: İnsanlar önce bir günü seçti, sonra o güne anlam yükledi. Zamanla bu anlam geleneğe dönüştü; gelenek ise kutsallık hissini oluşturdu.
Belki de bu nedenle bugün "cuma" dediğimiz gün, tarih boyunca başka bir gün de olabilirdi. Eğer insanlar toplu ibadet için pazartesini seçmiş olsaydı, bugün pazartesiye aynı anlamı yüklüyor olabilirdik.
Ben kişisel olarak "cuma" kelimesinin yalnızca belirli bir günün adı olmasından çok, "toplanma günü" anlamını taşıdığını düşünüyorum. Çünkü farklı inançların farklı günleri seçmiş olması bana, kutsallığın günün kendisinden çok, insanların o günlerde bir araya gelme, paylaşma, dayanışma ve manevi bağ kurma ihtiyacından doğmuş olabileceğini düşündürüyor.
Elbette herkesin inancına ve kutsal kabul ettiği değerlere saygı duyuyorum. Ancak ben yalnızca bir günün değil, yaşadığımız her günün değerli olduğuna inanıyorum.
Çünkü dürüst olmak için cuma gününü beklemiyoruz.
Bir kalbi kırmamak için belirli bir güne ihtiyaç duymuyoruz.
Yardım etmek, vicdanlı olmak, paylaşmak, sevmek ve insan kalabilmek haftanın yalnızca bir gününe sığdırılamaz.
Eğer bir gün "mübarek" olacaksa, belki de o gün; bir insanın elinden tuttuğumuz, bir canlıya merhamet gösterdiğimiz, vicdanımızla yüzleştiğimiz ve insanlığımızı hatırladığımız gündür.
Bu yüzden ben yalnızca cuma gününün değil; pazarın, pazartesinin, salının, çarşambanın, perşembenin, cumartesinin ve yaşadığımız her günün mübarek olduğuna inanıyorum.
Çünkü bana göre bir günü mübarek kılan takvimler değil, o gün içinde insanın bıraktığı izdir. Belki de asıl mesele hangi günün kutsal olduğu değil; bize verilen her günü ne kadar insan kılabildiğimizdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder