Layık Olduğu Yere Düşen Gül; Düşemeyen Kül Olur
Çünkü herkes bir yerden sonra yorulur.
Ne kadar güçlü olursa olsun, sürekli kendini toparlayan, sürekli anlayan, sürekli susan insan…
Bir noktadan sonra konuşmak yerine içine kapanmayı seçer.
Ve bir bakmışsın, o hep gülümseyen yüz sessizleşmiş.
Gülümsemesinin arkasında biriken yorgunluk çoktan kendini ele vermiş.
Anlatmaz, açıklamaz, gerek duymaz. Çünkü anlamayan için artık anlatmak da boştur.
Gül, yerini bulamayınca kendini savunmak için dikenlerini gösterir.
Çünkü içten içe bilir; her sevgi çabayla, her bağ emekle yaşar.
Kimse tek başına taşıyamaz bir duygunun ağırlığını.
Bir yere kadar sessiz kalınır, bir yere kadar anlayış gösterilir.
Sonra bir bakarsın…
Yorgunluk büyümüş, sabır azalmış, içte tutulan sözler birer birer eksilmeye başlamış.
Layık olduğu yere düşen gül, yeşerir, büyür, güzelleşir.
Ama düşemeyen, tutunamayan gül...
Kül olur.
Ve o kül, içimizde taşıdığımız onca değeri rüzgârla alır, götürür.
Bazen sadece bir cümle yeterdi belki.
Bir anlayış, bir dokunuş, bir bakış...
Ama o eksik kalan anlar birikir.
Ve bir gün, “Neden bu kadar yoruldum?” diye sorarsın kendine.
Oysa insan sadece sevilmek değil, görülmek ister.
Sadece yanında olunması değil, gerçekten sahiplenilmek ister.
Birlikte büyümek, birlikte güçlenmek ister.
Ve belki de her şeyin özü;
Vaktinde ve yerinde gösterilen bir sevgi,
Ve en çok da…
Emek verilmiş, sahip çıkılmış bir değer olmak.
Tıpkı layık olduğu yere düşen bir gül gibi…
Yeşeren, büyüyen ve güzelleşen bir sevgi gibi.
Gül 🌹
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder