30 Aralık 2025 Salı

Adalet Nerede Başlar?

 Bir Kadın Öldürüldüğünde Sorumluluk Nerede Başlar?

Bir kadın öldürüldüğünde katil elbette tetiği çeken, bıçağı kullanan kişidir.

Ama mesele sadece orada bitmez.

Çünkü bazı ölümler tek bir faille açıklanamaz.

Şiddet geçmişi olan bir erkek, bir kadının hayatında açık bir tehditken; bu risk biliniyor, görülüyor ve kayda geçmişken, “af” adı altında serbest bırakılıyorsa orada sorumluluk yalnızca öldüren kişide kalmaz.

Çünkü adalet yalnızca cezalandırmakla değil, korumakla da yükümlüdür.

Ve korunmayan her kadın, sistemin gözden çıkardığı bir hayata dönüşür.

Bu noktada asıl mesele faili tanımak değil, onu durdurmayan düzeni konuşmaktır.

Şiddet, çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Geçmişi vardır, işaretleri vardır, uyarıları vardır. Bu uyarılar görüldüğü hâlde yok sayıldığında, şiddet kişisel bir suç olmaktan çıkar ve toplumsal bir ihmale dönüşür.

Şunu birlikte düşünmek zorundayız:

Şiddet geçmişi olan biri,

kadın hakkında tehdit, korku ve risk biliniyorken,

“dini nikâh” gibi hukuki karşılığı olmayan ama kadını tamamen korumasız bırakan bir bağ içindeyken,

denetimsiz, izlenmeden ve önlem alınmadan serbest bırakılıyorsa

orada bir sorumluluk zinciri vardır.

Bu zincirde şiddeti uygulayan erkek vardır.

Kadını korumayan sistem vardır.

“Aile”, “af”, “ikinci şans” diyerek riski görmezden gelen politikalar vardır.

Kadını değil erkeği merkeze alan bir hukuk dili vardır.

Yani evet; bu cinayet sadece bir erkeğin suçu değil, aynı zamanda onu durdurmayan, kadını korumayan bir düzenin sonucudur.

“Dini nikâhlı eş” meselesi de bu yüzden kritiktir. Çünkü bu coğrafyada kadın eş sayılır ama hak sahibi sayılmaz. Bağ vardır ama güvence yoktur.

Bu da bizi şu soruya getirir:

Hâlâ erkek egemen bir coğrafyada mı yaşıyoruz?

Evet. Çünkü kadın öldürülmeden önce defalarca yalnız bırakılırken, erkek “yeniden topluma kazandırılır”, kadın hayattan koparılıyor. “Af” konuşuluyor ama önleyici koruma konuşulmuyor.

Ve en acısı şudur: Kadınlar öldükten sonra herkes bir anlığına üzülür, ama düzen yerinde durur.

Bu bir öfke sorusu değil, bu bir adalet sorusudur. Ve bu soru sorulmadan hiçbir şey gerçekten değişmez.

Bu satırlar yazılırken, yeni af yasasıyla serbest bırakılan bir erkek, dini nikâhlı eşini öldürmüştü.

22 Aralık 2025 Pazartesi

 

Bir Yıl Biterken

Bir yıl daha bitiyor.
Takvim değişiyor ama insan, kolay kolay değişmiyor.
Geçen yıllar bana şunu öğretti:
Bazı kapılar zorlandıkça açılmıyor, bazı yollar ise durduğumda kendini gösteriyor.
Sürekli güçlü olmanın bir erdem değil, bazen bir kaçış olduğunu fark ettim.
Yorulduğumu kabul etmediğim her an, biraz daha kendimden uzaklaştım.
Hayatta bazı şeyler çözülmüyorsa, kendimi yormamayı öğrendim.
Hayatın bana ait olmayan taraflarını zorla taşımamayı öğrendim.
Öğrendiğim en zor şeylerden biri, vazgeçmenin her zaman kaybetmek olmadığıydı.

Bazen vazgeçmek, kalbimi korumaktı.
Her açıklamanın anlaşılmadığını, her iyi niyetin karşılık bulmadığını da yıllar içinde gördüm.
Bunu bilmek insanı sertleştirmiyor, aksine daha sade bir yere taşıyor.
Geçen yıllar bana şunu da öğretti:
Sözlerin, eyleme dönüşmediğinde bir karşılığı olmadığını.
Adına ister dostluk densin, ister arkadaşlık, ister kardeşlik…
Söylenenle yapılan arasındaki mesafe büyüdükçe, gerçekliğin de silikleştiğini gördüm.

Yeni bir yıla girerken yapılacaklar listem eskisi kadar uzun değil.
Daha az yük almak istiyorum.
Her şeyi düzeltme sorumluluğunu omuzlarımdan indirmek, her kırığı onarma zorunluluğundan çıkmak istiyorum.
Yeni yılda kendimle daha dürüst olmayı istiyorum.
Ne hissettiğimi küçültmeden, neye gücüm yetmediğini saklamadan yaşamak istiyorum.

Bazı şeylerin zamanla değil, sınırla iyileştiğini kabul ediyorum.
Kendimi sürekli anlatmak yerine, kendime daha çok kulak vermeyi seçiyorum.
Bir yıl biterken şunu biliyorum:
Her şey tamamlanmak zorunda değil.
Bazı sorular cevapsız kalabilir.
Bazı yollar yarım kalabilir.
İnsan yine de yoluna devam edebilir.

Yeni yıl bana büyük sözler vermiyor.
Ama küçük, gerçek bir niyet bırakıyor:
Kendimle kavga etmeden yaşamak.

Gülnur 🌹