Kalabalıkta Olmak, Ait Olmak Değildir
Ait olmadığın insanların yanında kalabalık olmaya çalışmak, yalnızlığın en çaresiz hâlidir.
Bu bazen bir arkadaş ortamında başlar. Herkes konuşur, sen de dahil olursun. Gülersin, yorum yaparsın, hatta bazen olduğundan daha fazla görünmeye çalışırsın. Ama içten içe bilirsin… Orada bir yerin yoktur aslında. Sadece o anın içinde kaybolmamaya çalışıyorsundur.
İnsan, ait hissetmediği yerde kendini çoğaltır. Daha çok konuşur, daha çok uyum sağlar, daha çok kabul görmek ister. Çünkü eksik hissettiği şeyi çabayla tamamlayabileceğini zanneder. Oysa aitlik çabayla kurulan bir şey değildir. Kendiliğinden olur. Zorlamadan yerini bulur. Oldurmaya çalıştıkça daha da uzaklaşır.
Bir süre sonra insan bunu fark etmeye başlar. Aynı masada oturduğu hâlde konuşmaların dışında kaldığını, gülüşlerin içine tam olarak karışamadığını, anlatmak istediklerinin hep yarım kaldığını hisseder. Ve en çok da şu yorucu hâl başlar: Kendini anlatma çabası. Sürekli biraz daha anlaşılmak için uğraşmak, sürekli kendini biraz daha görünür kılmaya çalışmak.
Oysa ait olduğun yerde böyle bir çabaya ihtiyaç olmaz.
Orada kendini anlatmak zorunda kalmazsın. Olduğun hâlin yeterlidir. Sessizliğin bile bir anlam taşır.
Zamanla bu durum sadece kalabalık ortamlarda kalmaz.
İkili ilişkilerde de kendini gösterir.
Birinin yanında olursun ama tam olarak onunla olamazsın. Yan yana durursun ama aynı yerde hissetmezsin. Konuşmalar olur ama derine inmez. Anlatırsın ama anlaşılmazsın. Ve en tuhaf olan da budur. Kalabalıkta yalnız olmak anlaşılır bir şeydir ama iki kişilik bir ilişkide yalnız kalmak, insanın içini daha çok boşaltır.
Çünkü orada artık saklanacak bir kalabalık da yoktur.
Sadece iki kişi vardır. Ve o iki kişinin içinde bile kendine ait bir yer bulamıyorsan, o yalnızlık çok daha görünür olur.
İnsan bazen yanlış insanın yanında kendini doğru anlatmaya çalışır. Daha çok açıklar, daha çok uğraşır, daha çok sabreder. Ama ne kadar anlatırsan anlat, yanlış yerde doğru olmak bir şeyi değiştirmez. Çünkü mesele anlaşılmak değil, ait olmaktır.
Belki de en zor olan, bunu fark ettiğin hâlde kalmaya devam etmektir. Alışkanlıkla, korkuyla, belki de “düzelir” umuduyla… Ama insan en çok da burada yorulur. Çünkü kendine rağmen kalmak, dışarıdan gelen hiçbir yorgunluğa benzemez.
Belki de bu yüzden, ait olmadığın yerde kalmaya çalışmak en büyük yorgunluktur.
İster bir arkadaş ortamında olsun, ister bir ilişkinin içinde… Değişen tek şey kişi sayısıdır. Hissedilen yalnızlık aynıdır.
Ve insan en çok, ait olmadığı yerde kalmaya devam ettiğinde eksilir.
Gülnur
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder