5 Mayıs 2025 Pazartesi

Üç Fidanın Gölgesinde


6 Mayıs 1972...

Henüz 20’li yaşlarındaki üç genç adam; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara’da idam sehpasına yürüdü. O gece sadece üç can değil, bir kuşağın hayalleri, cesareti ve inancı da darağacına çekildi. Onlar, daha adil bir dünya isteyen gençlerdi. Halkı için, eşitlik için, bağımsızlık için yürümüşlerdi.

Onların suçu düşünmekti.

Sorgulamaktı.

İtaat etmemekti.

Ve bu topraklarda bazen en ağır bedel, sadece düşünmenin kendisidir.

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in adları bugün hala anılıyorsa, bunun sebebi sadece tarihe geçmiş olmaları değil; bir vicdanın, bir isyanın ve bir umudun sembolü haline gelmeleridir. Onları tanımayanlar bile adlarını bilir. Çünkü bazı ölümler ölmez. Bazı hayatlar kısacık da olsa, yankısı uzun sürer.

Bugün 6 Mayıs. Ne bir kutlama ne de sadece bir matem günü. Bu tarih, bir hatırlama; bir saygı duruşudur. Çünkü onlar susturulmak istendi. Ama susturulamadılar. Çünkü inançla atılan adımların yankısı, kurşundan ya da ipten çok daha güçlüdür.

Ve biz bugün hala içimizde o soruyu taşıyoruz:

Bir ülke, en çok hangi gençlerini kaybettiğinde yoksullaşır?

Deniz Gezmiş’in son sözleri, hala bir vicdan çağrısı gibi yankılanıyor:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye.”

Gülnur’un kaleminden…

YENİDEN YAZMAK "Kendime Dönmenin Sessiz Hali


Uzun zaman oldu içimin sesini duymayalı.Ne zaman dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşsam,orada beni sessiz bir kadın bekliyor.Konuşmuyor ama anlatıyor.Bazen sitemle, bazen kabullenişle, bazen sadece bir iç çekişle.

Ben o kadını unuttuğumu sanmıştım.Oysa o hiç gitmemiş, sadece susmuş.Bugünlerde, kimseyle değil en çok onunla konuşuyorum.

Kalabalık sohbetlerin, yüksek sesli hayatların ardından en kıymetli cümlelerimi yalnızlığa fısıldıyorum.

Belki de dönmek dediğimiz şey,bir yolculuk değil; sadece içimize doğru bir yürüyüş.Ve o yürüyüşte gürültü değil, sessizlik yoldaş olmalı insana.

Kalabalıklar içinde kaybolmuşken, kendi sesimi unuttuğumu fark ettim.Ne çok konuşmuşum başkaları için,ne çok susmuşum kendim için.

Şimdi sessizlikte karşılaştığım bu hal ilk başta biraz yabancı geldi. Ama sonra anladım ki; bu sessizlikte bir şeyler düzeliyor.

Yalnızlık, her zaman güzel değil.İnsanı zaman zaman yorar, eksiltir, içine çeker.. Bazen de en çok yalnızken iyileşir insan.Çünkü dışarının sesi kesildiğinde, içeriden duyulan fısıltılar anlam kazanmaya başlar.


Kendime dönmek istiyorum Belki gürültüsüz, belki kalabalıksız ama daha dürüst, daha sade bir yerden.

Kendimi yargılamadan, zorlamadan, sadece dinleyerek…


Gülnur Eskici (Bir Kadının Sessiz Kararı)

Kalbimin Baharında Hıdırellez

 Kalbimin Baharında Hıdırellez

Hıdırellez, yılın bereketle, umutla ve yenilikle karşılandığı gündür. Ama bazen insan, sadece doğanın değil, kendi kalbinin de baharını bekler. Ben bu yıl Hıdırellez’i sadece dışarıda yeşeren dallarda değil, içimde yeşermesini istediğim duygularda kutluyorum.

Zor zamanlarım oldu. Sessiz kırgınlıklar, yarım kalmış sözler, görünmeyen ama hissedilen yorgunluklar taşıdım içimde. İyi günler de yaşadım elbette, ama onlar bile zaman zaman kalbimin derin yorgunluğunu dinlendirmeye yetmedi. Bazen sevgiyle sınandım; adı konmamış, ama kalbimde iz bırakmış bir bağla. Olmaması gerekeni bildim, ama hissetmeyi durduramadım. Bu da benim insan yanımdı. İtiraf ediyorum: hem sevdim, hem sustum, hem de kendime dönmeyi seçtim.

Bu yıl başka bir Hıdırellez. Artık dileklerimi bir ağacın dalına değil, doğrudan kalbimin köklerine bırakmak istiyorum. İçimi ferahlatacak dualar değil sadece; aynı zamanda bana yük olmayan, beni hafifleten niyetler diliyorum. Herkesin kendine ait bir doğrusu varsa, ben de artık kendi doğrumda yürümek istiyorum.

Yorgunluk geçebilir, eğer huzur gelirse. Hüzün hafifleyebilir, eğer kalpten af dileme ve affetme olursa.Kırıklar iyileşebilir, eğer içten bir kabullenişle sarılırsa. Ben bu Hıdırellez’de sadece dilek dilemek değil, kendimle barışmak istiyorum.

Ve diliyorum ki:

“Kalbimize göre olan, kalbimize sağlık getirsin.  

Güzellikler zamanında gelsin,  

Geç gelenler yormasın,  

Zamanında gelenlerin kıymeti bilinsin.  

Bereket evimize, huzur içimize,  

Doğru insanlar doğru zamanla buluşsun.”


Gülnur Eskici 

12 Ekim 2024 Cumartesi

EVLİLİK...

 

“EVLİLİK" Bir Ortaklıksa, Hesap Tek Taraflı Olabilir mi?”

“Gerçekten Borçlu Muyuz, Yoksa Sadece Alışkanlık Mı?”

Evlilik çoğu zaman bir sözleşme gibi yaşanır.
İki insan bir araya gelir, bir imza atar ve hayatı birlikte yürütmeye karar verir. Bu noktadan sonra roller şekillenir: Biri dışarıda çalışır, para kazanır; diğeri evi çeker çevirir, yemeği yapar, çocukları büyütür.
Yıllar geçtikçe bu paylaşım, sevgi ve ortaklık yerine, sanki tarafların birbirine karşı “borcunu” ödediği bir ilişkiye dönüşür.

Ve işte tam da bu yüzden, ayrılık kelimesi masaya geldiğinde insanlar birbirine hesap defteri gibi davranır:
“Bunca yıldır bana baktı, şimdi nasıl bırakayım?”
Bu söz kulağa vefalı, fedakâr bir cümle gibi gelir ama altını kazıdığında çoğu zaman sadece bahanelerin en kurnazcası çıkar ortaya. Çünkü kimse kimseye tek başına “bakarak” o noktaya gelmez.

Ev dediğin şey tek kişinin emeğiyle değil, iki tarafın farklı ama tamamlayıcı sorumluluklarıyla döner. Evet, biri evin içinde yemek pişirir, düzeni sağlar; ama diğeri o mutfağın kaynayabilmesi için dışarıda ter döker. Biri çocuğu büyütür, diğeri o çocuğun geleceğini maddi olarak mümkün kılar. Yani kimse kimsenin iyiliğini lütuf olarak sunamaz — ortada bir alışveriş değil, ortak bir çaba vardır.

Ve unutmamak gerekir ki bugünkü hayat koşullarını mümkün kılan en temel unsur, çoğu zaman ekonomik güçtür. Maddi temel olmadan ne bir ev ayakta kalır, ne bir düzen sürer, ne de bir gelecek kurulur. Bu yüzden, yılların emeğini yalnızca “baktı” sözüyle tarif etmek gerçeği eksik anlatır. Evet, emek vardır ama bu emek tek taraflı değildir.

Bugünün dünyasında ise tablo çoğu zaman daha da farklıdır. Artık yalnızca erkek değil, kadın da dışarıda çalışır, üretir, evin maddi yükünü paylaşır. Bu kez emek yalnızca mutfağı kaynatmakla sınırlı değildir; evin tüm çarkı iki kişinin omzunda döner. Sabahın erken saatinde yola düşen de, akşam eve yorgun gelen de sadece biri değildir. Ama yine de aynı yanılgı devam eder: Taraflardan biri, diğerinin emeğini lütuf gibi sunar, kendi katkısını görünmez kılar. Oysa evin yükünü birlikte taşıyan iki insan, birbirlerine “borç” değil, yalnızca karşılıklı saygı ve emeğin hakkını teslim etmelidir.

Ve eğer o çabanın en ağır yükü ekonomik temeli kuran tarafta ise, “bana baktı” cümlesi aslında gerçeği yansıtmaz; aksine, çoğu zaman bir vicdanı rahatlatma yöntemidir. İşte bu yüzden, ayrılık söz konusu olduğunda bu cümle bir bağlılıktan çok bir kaçış kapısı gibi durur.

Eğer bir evlilik gerçekten sevgiye ve saygıya dayanıyorsa, taraflar ayrıldıklarında birbirlerine hesap çıkarmak yerine karşılıklı verdikleri emeği teslim ederek ayrılabilmeli. Çünkü sonunda önemli olan, birlikte geçirilen zamanın hakkını vermiş olmaktır.

Ve bir başka gerçek daha vardır: Bir ilişkinin ya da evliliğin içine yalan girdiyse, orada kurulan düzenin anlamı çoktan değişmiştir. Çünkü yalan, sevginin de saygının da altını oyar. Yalanın hüküm sürdüğü yerde güven kalmaz; güvenin bittiği yerde ise artık ilişki değil, yalnızca alışkanlık devam eder.

Ve eğer bir gün yollar ayrılacaksa, “sana borçluyum” ya da “bana borçlusun” değil, “birlikte bir yol yürüdük” diyerek vedalaşabilmek olgunluğun en büyük göstergesidir.

Gülnur 🌹

5 Şubat 2024 Pazartesi

Aşk Emekliye Ayrılır mı?

💫 Aşk Emekliye Ayrılır mı?

Birisi bana geçen gün “Aşk emekliye ayrıldı artık.” dedi.
Bir an düşündüm. Gerçekten aşk emekliye ayrılır mı?
Sonra kendi kendime dedim ki; “Yok ya… Aşk emekli olmaz.”

Aşk, kalbin attığı her yaşta bir yerlerden kendini hatırlatır.
Kimi zaman bir bakışta, kimi zaman bir şarkıda, kimi zaman da hiç beklemediğin bir anda gelir.
Ama aşk ne? Duygu mu, hastalık mı, ihtiyaç mı, yoksa sadece bir laf mı?
Belki de herkesin tanımı, kendi yaşadığı kadar.

Bana göre aşk, abartılı bir duygudur;
içinde özlem, tutku, heyecan ve bazen de kaygı barındırır.
Aşkın kalbi hızlı atar, düşünmeden hareket eder.
Ama bir gün, o hız yerini yavaşlığa bırakır.
O zaman anlarız ki aşk, sevgiye dönüşüyorsa ilişki devam eder.
Eğer dönüşmüyorsa, aşk bitince ilişki de biter.

Sevgi, aşkın sakinleşmiş hâlidir.
Aşkta yangın vardır, sevgide ise sıcaklık.
Aşkta “sen” vardır, sevgide “biz”.
Ve bu yüzden sevgi, aşkın olgunlaşmış hâli gibidir.

Peki aşkın yaşı var mı?
Bence yok.
Tıpkı ölümün yaşı olmadığı gibi, aşkın da yok.
İnsanın kalbi varsa, her yaşta heyecanlanabilir,
birine yakınlık duyabilir, aşık olabilir.
Sadece yaşla birlikte biçim değiştirir.
Gençlikte daha hızlı yanar, olgunlukta daha derin hissedilir.

Aşk biraz da bilinç dışıdır;
bazen mantığın devre dışı kaldığı bir kalp hâlidir.
Ama belki de güzelliği de tam burada gizlidir.
Çünkü insan, her yaşta aşkla tazelenir.

Araştırmalar diyor ki aşk insanı dinç tutar.
Ben diyorum ki, aşk insanı diri tutar.
Belki de bu yüzden aşkı aramak değil,
aşkın geldiğinde ona izin vermek gerekir.

O hâlde…
Ne yapmak lazım?
Aşık olmak lazım.
Ama önce, gerçekten sevmeyi bilmek lazım. 


Küçük Bir Not:

Aşk, bazen bir duygudan çok bir hâl.
Ve o hâli yaşayabilen herkes, hâlâ hayatta demektir.

Gülnur 🌹 

27 Mayıs 2018 Pazar

Benim çok özel,  güzel mi güzel bir kedim var adı da Masal. Ben onu çok seviyorum. Oturduğum sitede doğdu ve biz onu sahiplendik. Russian Blue (Mavi Rus) kırması.

Bana tirilyonları bağışlasalar ondan asla vazgeçmem.

Acaba insanlığımızı kaybetmeye başladık  onlarında birer canları olduğunu mu unutuyoruz ? son günler de canım acıyor moralim bozuluyor neden mi ? Bazı yaratıklar Allahın yarattığı sevimli ağzı olan ama konuşup derdini anlatamayan savunmasız hayvanlara eziyet etmekte bunu anlamak mümkün değil. Artık insanların bu kadar vahşileşebileceğine inanamıyorum.

Bu vahşeti yapanların bu dünyada nefes almaları bile zor olmalı.

Yazık çok yazık....

Anlamadığım başka bir olay da hava atmak için yavruyken kedi köpek alıp sonra bakamayıp sokağa atmalarıdır. Kendine güvenemiyorsan alma.  Ey vicdansız kendi çocuğunu sokağa atıyor musun ? O da bir can evlat oluyor bizlere..

Lütfen elimizi vicdanımıza koyalım tabii kaldıysa onlarında insanlar gibi bir can taşıdıklarını hatırlayalım

Acıma ve vicdan duygusu olmayan ruh hastası bu insanlara cezaların en büyüğünü vermek için Ülkemizde ne yapılmalı ne yapmalıyız..

Hayvanları güçleri yetmeyen işlere koşmak, yormak, dövmek,işkence etmek ve aç susuz bırakmak merhametle vicdanla bağdaşmaz. Bu davranış dertlerini anlatamayan bu canlılara zulümdür. Kendilerini korumaktan aciz dertlerini anlatamayan bu canlılara merhametsiz ve acımasız davranmanın cezası çok ağır olmalı.

Aileler dikkatli olmalı eğer çocuklarınız hayvanlara eziyet ediyorsa bunu dikkate alın eğer bunu dikkate almazsanız ileride pisikolojisi bozuk hasta birisi olarak karşınıza çıkacak ve insanlar eziyet etmeye başlayacaktır. Bazı kötü niyetli insanlar tarafından kullanılması kolay ve suç işleyen biri olacaktır.

Amerika da FBI tarafından yapılan açıklamada, tecavüzcülerin ve katillerin en büyük ortak özellikleri düzenli olarak hayvanlara şiddet uygulamış olmalarıymış.

Sadece bu bizim Ülkemizde olmuyor tüm dünyada olan bir vahşet..Bir tek bizim Ülkemiz de oluyormuş gibi konuşan yazan çizene de bir dip not olsun diye belirtmek istedim. Evet bizim Ülkemizde cezalar yeterli değil bunun için konuşmak tartışmak doğru olabilir.

ABD de bir köpeğe işkence yaparak tren raylarına bağlayan  Polonya asıllı yaratığı ve yine ABD de büyük baş hayvanlara yapılan işkence görüntülerini hatırlatmak isterim.

Orası burası diye ayırmadan bu vahşeti işleyenlere verilecek cezaların ağır olması gerekmektedir.

Tabi ki bunlar için de bizlere düşen görevler vardır.

4 Şubat 2018 Pazar

İMECE USULÜ İYİLİK

Bugün size fotoğraflarını çekmek için gittiğim İstanbul'un tarihi semti Balatta rastladığım ve sonrasında ara sıra gitmeye gayret gösterdiğim toplamda 28 metrekare olan 3 katlı bir evden bahsetmek istiyorum.

Bu ev ihtiyaç sahipleri için karşılıksız çıkarsız iyilik yapılacağını dünyaya göstermek amacıyla Murat ve Sinem Asilcan çifti tarafından kurulmuş. Çok da iyi olmuş bence.

Bu evin ve kafenin ismi ve konsepti Yüzüklerin Efendisi romanından. ''Hobbit House''
Bu küçük evde 7/24 açık bir gardırop, kitap okuyabilmeleri için bir kütüphane ve özellikle yoksul çocukların yemek yiyebilmeleri için açık mutfak bulunmakta...

Bu gardrobun adı ''Paylaş Kurtul''.. Balat'da kurulan bu küçük ev ''Hobbit House'' ihtiyaç sahiplerinin  giyecek sorunlarını çözmeye çalışmakta. Sizler de buraya kullanmadığınız giyeceklerinizi götürebilirsiniz. Eğer uzaktaysanız kargo ile de gönderebilirsiniz.

Girişte ilgimi çeken bir açık kütüphane var. Bu gerçekten çok hoşuma gitti. Bence okumak çok önemli, okuyan çocuk gelişir, okuyan insan karşısındaki kişiyi daha iyi anlar ve kendini de iyi ifade eder. Okuma oranı git gide düşen ülkemizde böyle bir kütüphane küçük de olsa güzel bir hizmet olmuş. Çocukların okumaları için yapılmış olan bu kütüphane 7/24 açık. Yeni proje olarak sokak hayvanlarına mama yardımını da eklemişler. Roman, ders kitabı v.b. bir çok kitap bağışını, mama bağışını, kıyafet bağışını buraya yapabilirsiniz... Paylaşmak güzeldir! Bunların dışında çay, kahve içerek ve kahvaltı yaparak da destek olabilirsiniz. Bu küçük evin mutfağı da ihtiyaç sahiplerine açık. Hobbit House Ütopya Çocuk Aş evi gönüllü ailesi ise Sevgili Maria ve eşi Rıza Bey.

Burada çocuklar çok mutlu ve ben bunu onlarla sohbet ederken gözlerinin içinde gördüm. Yiyecek,giysi ve kitaplarınızı bıraktığınız da ihtiyaç sahibi ailelere ücretsiz olarak dağıtılıyor sokaktan geçenler ücretsiz su içebiliyor. Sahipsiz sokak hayvanlarına mama veriliyor bundan daha güzel ne olabilir diye düşündüm birden.
Gönüllü öğretmenler çocuklarla resim yapıyor, müzik ve tiyatro çalışıyor. Onlara da helal olsun demeden edemeyeceğim.

Siz de çocukların yüzünü güldürmek ve onları mutlu etmek isterseniz 2. el kıyafetlerinizi, kitaplarınızı, oyuncaklarınızı ve defter kalem gibi kırtasiye götürebilirsiniz ya  da Hobbit House Balat'da kahvaltı yaparak destek olabilirsiniz. Unutmayın hayat paylaştıkça güzelleşir. Sizin için çöp olan başkasının hayatında hazineye dönüşebilir.

Mutluluk bazen 50 kuruştur kimine trilyon yetmezken..

İyi bir vicdan en iyi yastıktır...

Sevgiyle Kalın

Gülnur...