30 Haziran 2025 Pazartesi

Cennetten Cehenneme: Seferihisar’ın Sessiz Çığlığı


Cennetten Cehenneme: Seferihisar’ın Sessiz Çığlığı

Yazan: Gülnur 🌿


Burası Ege’nin en güzel köşelerinden biri.

Adını mandalinasından, huzurundan, rüzgarın kulağımıza fısıldadığı sükûnetten alan Seferihisar’ın Ürkmez beldesi…

Ama bu kez rüzgâr fısıldamadı.

Bağırdı.

Alevleri taşıdı. Gökyüzü karardı. Gün ortasında gece yaşadık.

Bugün burada yalnızca ağaçlar değil, köyler de yandı.

İnsanlar evlerini bırakmak zorunda kaldı. Kimi çocuklarının elinden tuttu, kimi yaşlı annesini sırtladı.

Ben biraz daha aşağıdaydım ama her şeyi hissettim.

Duman evin içine kadar girdi. Öksürdüm, nefesim daraldı.

Rüzgâr, yangını taşımakla kalmadı, korkuyu da taşıdı her haneye.

Ormanın yanışıyla başlayan kabus, yerleşim yerlerine kadar dayandı. Ama ne yazık ki bunu ekranlardan böyle izlemedik.

“Orman yangını” deyip geçtiler.

Oysa biz evimizin penceresinden alevlerin kıyısına kadar izledik yok oluşu.

Helikopterler rüzgâr yüzünden havalanamadı.Biz ise çaresizlikten gözyaşlarımıza sığındık.

Buralarda doğmadım belki ama, bir başkasının çocukluğu geçmişti o zeytinliklerde.Dedelerinin ektiği nar ağaçları vardı, yaz akşamlarında altına oturulan çamlar...

Şimdi onlar da yok. Bir gecede gitti, sessizce.Bugün burası hâlâ yanıyor aslında.İnsanların içinde, hayvanların kalbinde, toprağın derinlerinde...

Külle örtülmüş bir sessizlik var şimdi Ürkmez’in üstünde.

Ama içimizdeki haykırış devam ediyor.Doğa kendini belki bir gün toparlar.Ama biz, bu çaresizliği ve yalnız bırakılmışlığı kolay kolay unutamayacağız.


📣 Bir Not, Bir Çağrı:

Bu yaşanan yalnızca bir doğa olayı değil, bir hayatın, bir yaşam alanının yanışıydı.

Lütfen bu tür felaketlerde yalnızca doğayı değil, içindeki insanları, hayvanları, anıları ve geleceği de düşünelim.

Ve lütfen daha dikkatli olalım.

Bazen bir cam parçası, gelişigüzel atılan bir sigara izmariti, ya da içtikten sonra bırakılan bir bira şişesi koca bir ormanı, bir köyü, hatta bir hayatı yok edebilir.

Görmediğimiz her yangın, bir gün kapımızda olabilir.Görünmeyeni duyuralım. Sessiz kalanın sesi olalım.Doğayı korumak, aslında kendimizi korumaktır.


14 Haziran 2025 Cumartesi

 Babalar Günü

Bugün Babalar Günü…

Yanında olanlar için bir sarılma günü,bizim gibi erken kaybedenler içinse içten bir dua…

Hayat ona sadece 38 yıl vermişti…Küçücük bir zamana çok şey sığdırdı.Gidişi erkendi ama izleri hep kaldı.Şimdi ne zaman Babalar Günü gelse, kalbim dua gibi atıyor.Hem içimde, hem yokluğunda kalanlar var…Bir sevgi, bir özlem, bir eksik gibi.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Ve hâlâ babası hayatta olan herkese;Babalarının kıymetini bilen,onlara sarılabilen, sesini duyabilen herkes için:O varlığın kıymetini doya doya yaşayın.Çünkü bazen bir ses bile yıllar sonra özleniyor…

Tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun.Gidenlere rahmet, kalanlara sağlık, huzur ve uzun ömür diliyorum.

Gülnur 

14 Mayıs 2025 Çarşamba

ÇEKİRGE

 “Çekirge Bir Sıçrar…”


Derler ki, çekirge bir sıçrar, iki sıçrar…

Belki üç, belki beş…

Ama hayat bir yerden sonra “yeter” demeyi öğretir.Kimse sonsuz kez sıçrayamaz yalanla, hileyle, kaçışla.

Bazıları hatalarının üstünü örtmekte ustadır.

Bazıları hep ikinci bir şans bulur.

Ve bazıları, o şansları kullanırken arkasında birilerinin kalbini bırakır, kırar, yorar…

Bazı insanlar, yaptıkları hataları, gizledikleri gerçekleri ya da verdikleri sözlere rağmen sürdürdükleri samimiyetle örtüşmeyen davranışlarını sürdürmeye devam eder.

Bir süreliğine her şey yolunda gibi görünür. Hiçbir şey fark edilmemiş, kimse zarar görmemiş gibi…

Ama unutma; sıçrayan yorulur, bekleyen güçlenir. Göz yumduğun değil, göz yumduğunu zanneden kaybeder aslında.

Hayat, sıçramanın değil, dürüstçe durmanın kazandırdığı bir yoldur.

Bekleyenler, susanlar, görüp görmezden gelenler vardır bu hikâyede. Onlar çoğu zaman sabırsız, zayıf ya da pasif sanılır. Oysa sabreden, izleyen ve anlamak isteyenler sadece zamana güvenenlerdir. Ve zaman, gerçeği ustalıkla ortaya çıkarır.

Bir ilişkide, bir arkadaşlıkta ya da hayata karşı alınan tutumlarda kaçmak, üstünü örtmek, ertelemek, ancak belirli bir yere kadar işe yarar.

Çünkü hayat, eninde sonunda dürüstçe duranla, sürekli sıçrayanı ayırt etmeyi bilir.

Çekirge sıçrar…

Ama her sıçrayış biraz daha yorar. Ve yorgunluk, bir gün mutlaka durmaya mecbur bırakır.

O gün geldiğinde, sıçrayarak geçilen her durak, bir pişmanlık satırına dönüşebilir...

Gülnur 🌹

7 Mayıs 2025 Çarşamba

8 Mayıs

 

“Yeni Yaşıma Hoş Geldim”

Bu yıl kendime bir hediye arıyorum…



Bu yıl öğrendiklerim çok derindi.

Bazı duygulara sabretmeyi, cevapların hemen gelmeyebileceğini ve bazen sadece içimde güç bulmam gerektiğini fark ettim. Hâlâ kalbimde yer açıyorum ama artık kendimi sıkıştırmadan. Artık sevgiyi sadece içimde, olduğum yerde, seçildiğim yerlerde var etmek istiyorum.

Zaman zaman bir mucize olsun istedim. Çocukken izlediğim Tatlı Cadı dizisindeki gibi… Burnunu oynatıp her şeyi değiştirebilmek… Hayatım bir anda düzelecekse, bu mucizeye ihtiyacım varmış gibi geldi. Ama sonra fark ettim ki bazen sadece biri gelse, “Ben buradayım” dese, güvenmek isterim, yaslanmak isterim. Demek ki en çok buna ihtiyacım varmış. Bu bir mucize değil belki… ama bir güven. El değil, söz değil, varlığıyla iyileştiren bir bağ.

Bu doğum günüm, bir kutlamadan çok; içime dönme, kendime yaklaşma hâli. Bu yeni yaşımda dinginliği, nezaketi ve en çok da kendime verdiğim sözü taşıyorum: Kendimi sevmeyi unutmadan seveceğim.

Ve bu yıl kendime; kalıcı, mutlu eden ve hiç gitmeyen bir sevgi diliyorum.

5 Mayıs 2025 Pazartesi

Üç Fidanın Gölgesinde


6 Mayıs 1972...

Henüz 20’li yaşlarındaki üç genç adam; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara’da idam sehpasına yürüdü. O gece sadece üç can değil, bir kuşağın hayalleri, cesareti ve inancı da darağacına çekildi. Onlar, daha adil bir dünya isteyen gençlerdi. Halkı için, eşitlik için, bağımsızlık için yürümüşlerdi.

Onların suçu düşünmekti.

Sorgulamaktı.

İtaat etmemekti.

Ve bu topraklarda bazen en ağır bedel, sadece düşünmenin kendisidir.

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in adları bugün hala anılıyorsa, bunun sebebi sadece tarihe geçmiş olmaları değil; bir vicdanın, bir isyanın ve bir umudun sembolü haline gelmeleridir. Onları tanımayanlar bile adlarını bilir. Çünkü bazı ölümler ölmez. Bazı hayatlar kısacık da olsa, yankısı uzun sürer.

Bugün 6 Mayıs. Ne bir kutlama ne de sadece bir matem günü. Bu tarih, bir hatırlama; bir saygı duruşudur. Çünkü onlar susturulmak istendi. Ama susturulamadılar. Çünkü inançla atılan adımların yankısı, kurşundan ya da ipten çok daha güçlüdür.

Ve biz bugün hala içimizde o soruyu taşıyoruz:

Bir ülke, en çok hangi gençlerini kaybettiğinde yoksullaşır?

Deniz Gezmiş’in son sözleri, hala bir vicdan çağrısı gibi yankılanıyor:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye.”

Gülnur’un kaleminden…

YENİDEN YAZMAK "Kendime Dönmenin Sessiz Hali


Uzun zaman oldu içimin sesini duymayalı.Ne zaman dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşsam,orada beni sessiz bir kadın bekliyor.Konuşmuyor ama anlatıyor.Bazen sitemle, bazen kabullenişle, bazen sadece bir iç çekişle.

Ben o kadını unuttuğumu sanmıştım.Oysa o hiç gitmemiş, sadece susmuş.Bugünlerde, kimseyle değil en çok onunla konuşuyorum.

Kalabalık sohbetlerin, yüksek sesli hayatların ardından en kıymetli cümlelerimi yalnızlığa fısıldıyorum.

Belki de dönmek dediğimiz şey,bir yolculuk değil; sadece içimize doğru bir yürüyüş.Ve o yürüyüşte gürültü değil, sessizlik yoldaş olmalı insana.

Kalabalıklar içinde kaybolmuşken, kendi sesimi unuttuğumu fark ettim.Ne çok konuşmuşum başkaları için,ne çok susmuşum kendim için.

Şimdi sessizlikte karşılaştığım bu hal ilk başta biraz yabancı geldi. Ama sonra anladım ki; bu sessizlikte bir şeyler düzeliyor.

Yalnızlık, her zaman güzel değil.İnsanı zaman zaman yorar, eksiltir, içine çeker.. Bazen de en çok yalnızken iyileşir insan.Çünkü dışarının sesi kesildiğinde, içeriden duyulan fısıltılar anlam kazanmaya başlar.


Kendime dönmek istiyorum Belki gürültüsüz, belki kalabalıksız ama daha dürüst, daha sade bir yerden.

Kendimi yargılamadan, zorlamadan, sadece dinleyerek…


Gülnur Eskici (Bir Kadının Sessiz Kararı)

Kalbimin Baharında Hıdırellez

 Kalbimin Baharında Hıdırellez

Hıdırellez, yılın bereketle, umutla ve yenilikle karşılandığı gündür. Ama bazen insan, sadece doğanın değil, kendi kalbinin de baharını bekler. Ben bu yıl Hıdırellez’i sadece dışarıda yeşeren dallarda değil, içimde yeşermesini istediğim duygularda kutluyorum.

Zor zamanlarım oldu. Sessiz kırgınlıklar, yarım kalmış sözler, görünmeyen ama hissedilen yorgunluklar taşıdım içimde. İyi günler de yaşadım elbette, ama onlar bile zaman zaman kalbimin derin yorgunluğunu dinlendirmeye yetmedi. Bazen sevgiyle sınandım; adı konmamış, ama kalbimde iz bırakmış bir bağla. Olmaması gerekeni bildim, ama hissetmeyi durduramadım. Bu da benim insan yanımdı. İtiraf ediyorum: hem sevdim, hem sustum, hem de kendime dönmeyi seçtim.

Bu yıl başka bir Hıdırellez. Artık dileklerimi bir ağacın dalına değil, doğrudan kalbimin köklerine bırakmak istiyorum. İçimi ferahlatacak dualar değil sadece; aynı zamanda bana yük olmayan, beni hafifleten niyetler diliyorum. Herkesin kendine ait bir doğrusu varsa, ben de artık kendi doğrumda yürümek istiyorum.

Yorgunluk geçebilir, eğer huzur gelirse. Hüzün hafifleyebilir, eğer kalpten af dileme ve affetme olursa.Kırıklar iyileşebilir, eğer içten bir kabullenişle sarılırsa. Ben bu Hıdırellez’de sadece dilek dilemek değil, kendimle barışmak istiyorum.

Ve diliyorum ki:

“Kalbimize göre olan, kalbimize sağlık getirsin.  

Güzellikler zamanında gelsin,  

Geç gelenler yormasın,  

Zamanında gelenlerin kıymeti bilinsin.  

Bereket evimize, huzur içimize,  

Doğru insanlar doğru zamanla buluşsun.”


Gülnur Eskici